Örgütün finansman ayağında yer aldığı tespit edilen Zeki Doruk’un, “Fetullah Gülen sayesinde yükseldim, servetim de gitse feda olsun” ifadesi, aslında nasıl bir biat düzeninin zihinleri esir aldığına dair çarpıcı bir örnek. Bu tür ifadeler, FETÖ’nün sadece geçmişte değil, bugün de varlık göstermeye devam ettiğinin bir göstergesi.
Daha da çarpıcı olan, ihraç edilen bir polis memurunun, örgütün nakit para dağıtımını organize eden kilit bir figür olarak çalışması. Bu durum, FETÖ’nün "mahrem yapılanması" konusundaki ısrarını ve devam eden yapısal durumunu ortaya koyuyor.
Bu noktada akıllara gelen soru şu: Biz gerçekten bu yapının bittiğine mi inanmıştık?
Elbette hayır…
Devletin MİT, emniyet ve savcılık üzerinden yürüttüğü çok yönlü operasyon, FETÖ’nün halen nasıl hücre tipi bir yapılanmayla, legal görünümlü şirketler üzerinden kendini yaşatmaya çalıştığını kanıtladı. Özellikle market zinciri gibi geniş halk kesimlerinin temas ettiği, denetimi zor olan sektörlerin örgüt için ne kadar elverişli olduğu açıkça görülüyor.
Ve unutulmamalıdır ki; bu ihanet şebekesinin yurt içindeki ve yurt dışındaki işbirlikçileri tamamen bertaraf edilmediği sürece, bu mücadele tamamlanmış olmayacaktır. Çünkü bu yapı sadece içeride değil, dışarıda da kök salmış, ağ kurmuş ve faaliyetlerine farklı kisveler altında devam etmektedir.
Sonuç olarak HAKMAR ve TATBAK örneği, bize bir kez daha şunu gösteriyor: FETÖ, sadece 15 Temmuz’da tankla, tüfekle karşımıza çıkan bir yapı değil. O, aynı zamanda bir marketin rafında, bir şubenin müdür odasında, tatlıcının kasasında saklanan bir tehdittir.










