Burada yazılanlar, bütün anneler adına ciğerimden yükselen evrensel bir ağıttır.
Her gün ekranlara düşen görüntüler içimizi paramparça ediyor: yıkılmış evler, taşların arasından çıkarılan küçücük bedenler, market poşetlerinde taşınan çocuklar, geceyi aydınlatan dehşetli alevlerin arasında savrulan insanlığın parçaları, kulakları sağır eden gürültüler, ya o yiyecek kuyruğunda katledilen canlar.. Artık Gazze’nin sıradan bir gerçeği hâline gelen kan, açlık, gözyaşı, korku… Sadece izlemek bile bu kadar acı veriyorken, bütün bunları yaşayan ve hisseden annelerin ruh hâllerini tasavvur etmek, yüreğimin her köşesine paslı çiviler batırıyor.
Gazze’de annelik, çağımızın en büyük utancıdır. İnsanlığın uzaya çıkıp yıldızları ölçtüğü, teknolojiyi her geçen gün yeni zirvelere taşıdığı bu yüzyılda, Gazze’de hâlâ ölüm, açlık ve enkazlarla sınanan bir hayat yaşanıyor. Yapay zekâdan söz ederken, geri zekalı bakış açıları yüzünden insanlar narkozsuz, yıkık dökük hastane koridorlarında acıdan bin parçaya bölünerek ameliyat ediliyor. Ya sevdiklerini kollarında mezara götürenler? (Ki şehidini tek parça cesedini taşıyabilenler şanslı sayılır.) Onlar, böyle bir çağın en ilkel acısını yaşamıyorlar mı?
Anneler, evladının yaşaması için umutla nefes almalı; ölümünü beklerken kahrolmak için değil. Babalar, evlatlarını gururla omuzlarında taşırken gökyüzüne neşeli kahkahalar savurmalı, kederli gözyaşlarında boğulmak için değil.
Gazze’deki kadın sadece evladı için bir yudum su bir dilim ekmek için onca meşakkate katlanırken , Gazze’deki baba ailesi için bir şey yapamamanın sızısıyla kahrolurken insanlık ağır yenilgiler altında eziliyor. Bir anne sabah evladını okula hazırlamak yerine gömeceği toprağı düşünüyorsa; bu ayıp kimindir? Onun mu yoksa seyredenin mi?
Gazeteciler öldürülüyor, kameralar susturuluyor, hakikat yok edilerek perdelenmeye çalışılıyor. İnsanlık, vicdanları sağır eden çığlıklar atıyor. İşte bütün bu acı gerçeklerin ortasında Sayın Emine Erdoğan’ın kaleminden çıkan o mektup, dünyanın vicdanına yazılmış en yalın ağıt olarak karşımıza çıkıyor.
“Sizin 648 Ukraynalı çocuğa gösterdiğiniz duyarlılığın, Gazze’de iki yıldan kısa sürede hayatını kaybeden 18 bini çocuk, toplam 62 bin masum sivil için de geçerli olmasını umut ediyorum.”
“335 kurşunla öldürülen 6 yaşındaki Hind Recep, dedesinin neşeyle gülen gözlerinden öperek veda ettiği 3 yaşındaki Rim gibi kaybettiğimiz 18 bin 885 Gazzeli bebek ve çocuk için artık çok geç. Ama hayatta kalanlar için hâlâ geç değil…”
Vicdanı olan annelerin sesidir bu satırlara sinmiş duygular.
Bu yazı bir köşe yazısıdır ama satır aralarında bir ağıttır. Öyle bir ağıt ki, Gazze’de yaşayan ve yaşayamayan bütün annelerin, bütün babaların ruhundan sökün etmiş, çocukların ıstırabına sessiz kalan dünyanın vicdanına düşülmüş bir nottur.
Sizi bilmem ama benim vicdanım can çekişiyor.








