Ortadoğu, ne yazık ki on yıllardır dinmeyen bir sızıyla, kan ve gözyaşıyla yoğrulmaya devam ediyor. Filistin’de tanıklık ettiğimiz ve vicdanları yaralayan o sistematik soykırım ve katliam, bugün İsrail’in saldırgan iştahıyla çok daha geniş bir coğrafyayı tehdit eder hale geldi. ABD’nin koşulsuz desteğini arkasına alan bu anlayış; İran’a yönelik bombardımanlarla, Lübnan ve Suriye topraklarındaki pervasız saldırılarla bölgemizi tam manasıyla bir ateş çemberine çevirmiş durumda.
İsrail’in bu saldırganlığı yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik bir projedir. Sözde “Büyük İsrail” hayali; Güney Lübnan’dan Güney Suriye’ye, oradan Filistin’in tamamına uzanan bir egemenlik alanı kurma çabasıdır. Netanyahu’nun “Gazze’den asla çıkmayacağız” açıklamaları, yeni yerleşim planları ve İran’ı “artık uranyum zenginleştiremez hale getirdik” sözleri, bu yayılmacı zihniyetin açık itirafıdır.
Ne yazık ki bu süreçte uluslararası toplum büyük bir sessizliğe gömülmüştür.
İsrail’in amacı, Ortadoğu’yu kalıcı olarak istikrarsızlaştırmak, ulus devletleri parçalamak, mezhep çatışmalarını körüklemek ve nihayetinde sözde “Güvenli Büyük İsrail”i kurmaktır. Bunun için kan döküyor, masumları katlediyor, komşu ülkeleri bombalıyor. Türkiye’yi de bu kaosa dahil etmek istiyorlar; çünkü güçlü, bağımsız bir Türkiye, bu projenin en büyük engelidir.
28 Şubat’ta patlak veren ve halen devam eden ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaş politikası, İran’ın başta Katar olmak üzere Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki stratejik ABD üslerini balistik füzeler ve dronlarla vurmasıyla sert bir karşılık buldu. Bu durum bölgeyi daha derin bir kaosa sürüklerken, yaşanan savaşın her an kontrolden çıkma riski her geçen saat artıyor ve tüm Ortadoğu’yu küresel bir krize dönüştürme tehlikesi taşıyor.
Burnumuzun dibinde patlak veren bu savaş, etrafımızdaki ülkeleri ve hatta Avrupa Birliği’ni derin bir endişe ve güvensizliğe sürüklerken, Türkiye en güvenli ülke olarak konumunu koruyor. Dört bir yanımızda, sınırlarımızda gerilim artarken, ülkemizde istikrar ve güven hüküm sürüyor. Etrafımızdaki ülkelerde devlet otoriteleri sarsılırken, Türkiye’de istikrarın ve huzurun hüküm sürmesi elbette tesadüf değildir.
Bu tablonun mimarı, hiç kuşkusuz ki AK Parti iktidarı ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır kararlılıkla yürüttüğü güçlü devlet, güçlü Türkiye politikasıdır. Erdoğan liderliğinde AK Parti, iktidara geldiği günden beri dış politikada akılcı, stratejik ve dengeli adımlar attı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin davasını her platformda yüksek sesle savundu, mazlumların sesi oldu. Son dönemde Ortadoğu’daki bu krizde Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye, ateşkes çağrılarıyla, diplomasi çabalarıyla öncü rol üstlendi.
Türkiye, hem İsrail’in başta Filistin olmak üzere bölge ülkelerine saldırılarını hem de İran’ın misillemelerini kınayarak, bölgenin daha fazla kana bulanmamasını sağlamak için yoğun diplomatik girişimlerde bulundu.
Bu tutum, Türkiye’yi güvenilir bir arabulucu ve istikrar unsuru haline getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikası, güçlü diplomasi, stratejik ittifaklar ve bağımsız duruşla dünya sahnesinde Türkiye’yi hak ettiği yere taşıdı. Savunma sanayinde ise gelinen nokta, büyük bir dönüşümün eseridir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonuyla başlatılan yerli ve milli savunma hamlesi, bugün meyvelerini veriyor. Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi SİHA’larımız sahada efsane yarattı. 2026 yılında ise kritik eşikler aşılıyor: Bayraktar Kızılelma insansız savaş uçağının ilk teslimatları yapılıyor, Milli Muharip Uçak KAAN’ın seri üretim sözleşmeleri imzalanacak, Altay Tankı’nın çift haneli teslimatları devam ediyor. HÜRJET jet eğitim uçağımız ihracat başarıları kazanıyor, TB3 gemiden kalkış-iniş kabiliyetli SİHA’larımız envantere giriyor. ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ gibi şirketlerimizle özgün motorlar, elektronik harp sistemleri ve daha pek çok ileri teknoloji geliştiriliyor.
Bu başarılar, Türkiye’yi artık eski Türkiye’yle kıyaslanamayacak kadar güçlü kılıyor. Türkiye, 2026 itibarıyla dünyanın en güçlü orduları arasında 9. sırada yer alıyor. NATO’nun en büyük ordularından biriyiz; caydırıcılığımız sadece asker sayısıyla değil, yerli teknoloji, güçlü ittifaklar ve ekonomik altyapıyla destekleniyor.
Bugün ülkemizin etrafında yaşanan gelişmeler, içinde bulunduğumuz coğrafyanın ne kadar hassas ve kritik olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Yakın çevremizde süregelen çatışmalar, krizler ve belirsizlikler; güçlü, hazırlıklı ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olmanın ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir.
İşte tam da bu noktada, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti iktidarının özellikle savunma sanayine yönelik attığı adımların değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Yıllar içinde yapılan yatırımlar ve hayata geçirilen yerli ve millî projeler, bu alandaki atılımların artık bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.
Sonuç olarak şunu açıkça ifade etmek isterim:
Dünya belirsizliklerle sarsılırken, bölgemiz adeta bir ateş çemberinden geçerken Türkiye; istikrarın, güvenin ve güçlü liderliğin adı olmaya devam etmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve liderliğinde, dış politikada akıllı hamleler, savunma sanayinde milli teknoloji hamlesi ile Türkiye geleceğe taşınıyor. Dünya sarsılırken, Türkiye güvenin ve istikrarın adı olmaya devam ediyor.
Türkiye, sadece bugünün değil, geleceğin de güçlü ülkeleri arasında yer alma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, güvenli yarınlarımızı daim etsin.











