Bazı geceler vardır, takvim yapraklarından silinse bile hafızalardan çıkmaz. 15 Temmuz da işte öyle bir geceydi. Aradan tam 10 yıl geçti ama o gecenin görüntüleri, yaşanan acılar ve verilen mücadele hala ilk günkü kadar canlı.
15 Temmuz 2016 gecesi ülkemiz, tarihinin en ağır ihanetlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Devletin kritik kurumlarına yıllarca sinsice yerleşen FETÖ, milletin iradesine silah doğrulttu. Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, Emniyet Genel Müdürlüğü hedef alındı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresi savaş uçaklarıyla vuruldu. Tanklar sokaklara indi, kendi vatandaşına kurşun sıkan bir yapı bütün dünyaya ibret olacak bir tablo ortaya çıkardı.
Ancak darbe planını yapanların hesap edemediği bir şey vardı.
Bu millet, iradesini teslim edecek bir millet değildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı "Milletimizi meydanlara davet ediyorum" çağrısıyla birlikte ülkesini seven milyonlarca insan hiç düşünmeden sokaklara koştu. O gece siyasi görüşlerin, yaşam tarzlarının ya da farklı düşüncelerin hiçbir önemi kalmadı. İnsanlar tek bir ortak noktada buluştu, ülkesine sahip çıkmak.
Tankların önüne yatanlar, kurşunlara göğsünü siper eden gençler, kadınlar, yaşlılar... Kimisinin adını biliyoruz, kimisini hiç tanımıyoruz. Ama hepsi aynı destanın kahramanı oldu.
15 Temmuz'un sonunda kazanan millet oldu, kaybeden ise ihanet.
Geçen 10 yıl içinde devlet, FETÖ ile mücadelede önemli adımlar attı. Örgütün kamu kurumlarındaki yapılanmalarına yönelik operasyonlar gerçekleştirildi, finans kaynaklarına darbe vuruldu, binlerce kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı. Hiç kuşkusuz Türkiye'nin yakın tarihindeki en kapsamlı güvenlik mücadelelerinden biri yürütüldü.
Peki bütün bunlar tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına geliyor mu?
İşte asıl üzerinde durulması gereken konu da bu.
Sakaryapostası yazarı meslektaşımız Nuri Tökyürek, "Sakarya'da Görünmeyen Yapılanma Tehlikesi" başlıklı yazısında dikkat çekici tespitlerde bulunuyor. Ona göre örgüt artık eski yöntemlerle hareket etmiyor. Gösterişli yapılanmaların yerini daha sessiz, daha dikkatli ve hücre tipi organizasyonlar alıyor. Görünmeden varlığını sürdürmeye çalışan yeni bir strateji izleniyor.
Bu değerlendirmelerin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde gerçekleştirilen operasyon da dikkatlerden kaçmadı. Beş ayrı soruşturma kapsamında 205 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi, bunların 166'sı yakalanarak gözaltına alındı.
Elbette bu operasyon tek başına her şeyi anlatmaz. Ancak önemli bir gerçeği de hatırlatıyor.
FETÖ tehdidinin tamamen bittiğini söylemek için henüz erken.
Çünkü terör örgütleri yalnızca silahla mücadele etmez. Sabırla bekler, yöntem değiştirir, kimliğini gizler ve uygun zamanı kollar. FETÖ'nün geçmişte yaptığı tam olarak buydu. Yıllarca güven kazandı, devletin en kritik noktalarına sızdı ve günü geldiğinde harekete geçti. Bunun bedelini ise bu ülke 15 Temmuz gecesi çok ağır ödedi.
Bugün güvenlik birimlerinin ve yargının yürüttüğü soruşturmalar da örgütün farklı yöntemlerle varlığını sürdürmeye çalıştığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Kripto yapılanmalar, yurt dışı bağlantıları ve gizli organizasyonlar konusunda dikkatli olunması gerektiği sık sık vurgulanıyor.
Bu yüzden güvenlik güçlerinin mücadelesi kadar toplumun hafızası da büyük önem taşıyor.
15 Temmuz'u yalnızca yıldönümlerinde hatırlamak yeterli değildir. O gece yaşananları genç kuşaklara doğru anlatmak, demokrasinin hangi bedeller ödenerek korunduğunu unutturmamak ve benzer yapıların yeniden güç kazanmasına fırsat vermeyecek toplumsal bilinci canlı tutmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü unutulan her acı, aynı hataların yeniden yaşanmasına zemin hazırlayabilir.
Bu vesileyle, 15 Temmuz hain darbe girişiminde şehit olan tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.
Allah bu millete bir daha böyle karanlık geceler yaşatmasın. Birliğimiz, beraberliğimiz ve kardeşliğimiz daim olsun.








