Uzun süredir devam eden bilinçsiz su tüketimi, gölü besleyen dereler üzerine kurulan özel su şirketlerinin etkisi ve küresel iklim değişikliğinin getirdiği yağış azlığı, Sapanca Gölü'nü sessiz bir felakete sürüklüyor. Eskiden dört mevsim boyunca canlılığını koruyan göl çevresi, artık yaz aylarında erken çekilmeye başlayan suyla birlikte bambaşka bir manzaraya bürünüyor. Kuruyan kıyılar, çatlayan topraklar, gerileyen su seviyesi... Tüm bunlar giderek artan bir endişeyi beraberinde getiriyor.

Geldiğimiz noktada, gölün çevresinde yürüyüş yapmak, manzara izlemek ya da fotoğraf çekmek artık yeterli değil. Bu doğa harikasına sahip çıkmak, onu korumak ve gelecek nesillere aktarabilmek için bilinçli adımlar atmak zorundayız.
Gölden yıllık 100 milyon ton su çekiliyor. Buna karşılık, yağışlarla bu kaybı yerine koyamıyoruz.
Gölün seviyesi 30,32 metreye kadar gerilemiş durumda.
Bu sadece bir rakam değil; gelecekle ilgili kırmızı alarm seviyesi.
Bu tablo, "Bir şeyler yapmalıyız" noktasını çoktan geçmiş durumda; bize
"Şimdi ve hemen harekete geçmeliyiz" uyarısını veriyor.
Bu coğrafyada yaşayan herkesin dikkate alması gereken önemli bir uyarıdır.
SASKİ ve Büyükşehir Belediyesi bu konuda çeşitli adımlar atıyor, doğru. Ama sadece kurumlarla olmaz. Birey olarak hepimizin yapabileceği bir şeyler var.
Çünkü bu göl sadece yetkililerin değil, hepimizin ortak mirası.
Ve inanın, bazen bir damla suyu bile israf etmemek geleceğe yapılmış en kıymetli yatırımdır.
Sapanca Gölü, sadece bir su kütlesi değil.
Bir doğa mucizesi…
Bir turizm değeri…
Ve hepsinden önemlisi, bir yaşam kaynağı.
Ama hepsinden de öte, bu şehirde yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.
Gölün kıyısında yürürken gördüğümüz sadece su değil; geleceğimizdir, çocuklarımızın yarınlarıdır.
Sapanca Gölü'ne baktığınızda ne görüyorsunuz bilemem ama şunu açıkça ifade edebilirim:
Eğer bugünden ciddi önlemler almazsak, yarın çok geç olabilir.
Çünkü bu gidişatın bizi nereye götüreceğini görmek için kahin olmaya gerek yok,
sadece gözümüzü açmamız yeterli.








